Top
+90 (212) 465 79 50
Aile Konutu Şerhi ve İcra Takiplerine Etkisi

Aile Konutu Şerhi ve İcra Takiplerine Etkisi

14 Kasım 2022

“Aile konutu” kavramı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile hayatımıza girmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde aile konutu kavramına değinilmiş ise de kavramın tanımına madde metninde rastlamıyoruz. Tanıma maddenin gerekçesinde değinilmiş olup aile konutu; “eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan” olarak belirtilmiştir. Öğretide ise aile konutu; “resmen evli olan karı kocanın birlikte yaşadıkları konut”, “eşlerin beraberce seçmiş oldukları ve varsa çocukları ile birlikte eylemli olarak içinde yaşadıkları ortak konut”, “ailenin yaşam merkezi sayılan mekan”, “eşlerin iradelerine uygun olarak birlikte yaşamalarına hizmet eden oturma yeri” olarak tanımlanmaktadır. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından 01.06.2022 tarihinde çıkartılan 2002/7 No’lu Genelgede ise aile konutu, eşlerin bütün yaşam faaliyetleri gerçekleştirdikleri mesken olarak tanımlanmıştır.

Eşler birlikte oturdukları birden fazla konut olsa dahi aile konutu bunlardan yalnızca bir tanesi olabilir. Örneğin sürekli olarak ikamet edilmeyen yazlık, yayla evi, dağ evi gibi taşınmazların aile konutu olduğu düşünülemez. “…Çünkü Türk Medeni Kanununun 194.maddesi ile ailenin oturduğu veya kullandığı herhangi bir konutun değil, aile için yaşam merkezi olan, kaybedildiğinde aile birliğinin maddi ve manevi yönden sarsılacağı, ailenin ve diğer eşin barınma hakkını kaybedeceği konutun korunması amaçlanmıştır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/2-447 E., 2011/556 K., 28.09.2011 T. sayılı kararı) Aile konutu şerhi, malik olmayan eşin, evlilik birliğinin devam ettiğini kanıtlayan nüfus kayıt örneği ve eşlerin bu konutta birlikte yaşadıklarını ispatlayan muhtarlıktan alınan belgenin tapu müdürlüğüne ibrazı ile işlenebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 194/1. maddesi uyarınca, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” Madde metninde belirtildiği üzere bu şerh, eşlerden birinin, diğer eşin rızası olmaksızın aile konutu üzerinde tasarrufta bulunmasını engellemektedir. Daha önceleri yargı kararlarında tapuya güven ilkesi gereği işlem esnasında tapu üzerinde aile konutu şerhi bulunmamakta ise işlemin tarafı olan üçüncü kişinin iyiniyetli olması halinde kazanımının korunmasına karar veriliyor idi. Örneğin bir taşınmaza ipotek tesis ediliyor iken tapu kütüğünde aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmamakta ise ipotek alan üçüncü kişinin kazanımı, iyiniyetli olması halinde korunuyordu. (TMK mad. 1023) Ancak Hukuk Genel Kurulu’nun 15/04/2015 T., 2013/2-2056 E., 2015/1201 K. sayılı kararı ile uygulama değişikliğine gidilerek “..194 hükmü ile eşlerin fiil ehliyetine getirilen sınırlama aile konutuna şerhin konulması ya da konulmaması koşuluna bağlanmadığı gibi işlem tarafı olan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmamasının da herhangi bir önemi bulunmamaktadır.” yönünde kararlar verilmeye başlanılmıştır. Bu süreçten sonra taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmasa dahi eğer taşınmaz aile konutu ise bu korumadan faydalandırılmaktadır.   “..Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi ‘konulmuş olmasa da’ eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh ‘kurucu’ değil, açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, ‘emredici’ niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak ‘belirli olan’ bir işlem için verilebilir.” (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 25.05.2017 T., 2016/6764 E., 2017/6194 K. sayılı kararı)

Türk Medeni Kanunu’nun 194/1. maddesi ile talep edilen rızanın açık olması hüküm altına alınmış olup geçerlilik şekli belirlenmemiştir. Bu sebeple rıza bir şekle tabi olmadan sözlü olarak da verilebilir. Ancak bu durumda rızanın ‘açık’ olduğunun ispatı zorlaşabilir.

Aile konutu şerhinin icra takiplerine etkisi hususuna gelindiğinde ise, aile konutu şerhi, taşınmaz maliki olan borçlunun borcundan dolayı alacaklıların yapacakları bir icra takibi neticesinde satışına engel teşkil etmemektedir. Aile konutu şerhi bulunan bir taşınmazın haczedilmesi ya da cebri icra yolu ile satılması mümkündür, tek başına şerhin mevcudiyeti icrai işlemlere engel teşkil etmemekle birlikte taşınmaz üzerindeki diğer hak sahipleri gibi aile konutu şerhi ilgilisinin de haberdar edilmesi gerekir. Örneğin taşınmaza ilişkin satış günü alınmış ise taşınmaz satış ilanının aile konutu şerhi ilgilisine de tebliği gerekmektedir. Ayrıca taşınmazın aile konutu olması bu taşınmaza hacze gidilmesine de engel değildir.

Aile konutu üzerine ipotek tesis edilmesi de hakları sınırlayan bir işlem olduğundan malik olmayan eşin açık rızası aranmaktadır. Bu sebeple bankalar konut kredisi kullandırır iken diğer eşten muvafakat almaktadırlar. Ancak kanımca aile konutuna, bankadan kullanılan kredi ile sahip olunmuş ise malik olmayan eşin bu durumdan haberdar olmadığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu hususta Hukuk Genel Kurulu üyeleri arasında da görüş farklılığı bulunmuş olup azınlıkta kalan görüşe göre; “..ipotek işleminin kurulmasına neden olan, davacı ve davalı eş ile aynı çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı krediden ve dolayısıyla da ipotek işleminden davacı eşin haberdar olmadığını kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Aile konutu şerhi, malik olmayan eşe, ailenin yaşadığı konuta ilişkin birtakım korumalar getirmekte olup taşınmaz üzerindeki tasarruflar eşlerin açık rızasının bulunmaması halinde kısıtlanmaktadır.

 

 

Sinem Çiftci

 

 

 

Kaynakça

  • 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
  • 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 28.09.2011 T., 2011/2-447 E., 2011/556 K. sayılı kararı
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.04.2015 T., 2013/2-2056 E., 2015/1201 K. sayılı kararı
  • Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 25.05.2017 T., 2016/6764 E., 2017/6194 K. sayılı kararı

Danışma Hattı : +90 (212) 465 79 50